GRANT İSPANYA VE ENDÜLÜS TURU TAMAMLANDI


İSPANYA ENDÜLÜS GEZİMİZ HAKKINDA
Gezimize 25 büyük ve 2 çocuk olmak üzere 27 katılım olmuştur. 6 ekimde yola çıkılmış 12 ekimde yurda dönülmüştür. 6 gece 7 gün boyunca Sevilla, Cordoba, Granada, Toledo, Madrid, Valensiya ve Barselona şehirlerinin en önemli tarihi ve turistik yerleri ziyaret edilmiştir.
Şekil-1: İspanya'da gezilen şehirler
1.Gün ANKARA >> SEVILLA
Ankara'da yaşayan grup arkadaşlarımızla dış hatlardan 11.05 de Sevilla'ya hareket ediyor ve 14.40 da Sevilla Havalimanına varıyoruz. Havaalanında rehberimiz İsmail Akıncı bizi karşıladı.
Sevilla :İspanya'nın güneyindeki Endülüs özerk bölgesinin büyüleyici, tarihi ve kültürel açıdan zengin başkentidir. Guadalquivir Nehri'nin kıyısında yer alan şehir; devasa Sevilla Katedrali, Alkazor Sarayı ve ikonik Plaza de España gibi mimari şaheserlere ev sahipliği yapar. Aynı zamanda flamenko dansının doğduğu yerlerden biridir.
Oraya vardıktan sonra rehberimiz İsmail beyin önderliğinde İspanya Meydanı, Altın Kule, Paula Rahibeler Manastırı, havuzları ve bahçeleri ile ünlü Maria Luisa Parkı, Santa Cruz Meydanını içine alan Şehir turu yaptık.
spanya Meydanı (Plaza de España): 1929 Ibero-Amerikan Sergisi için inşa edilmiş, İspanya'nın en görkemli meydanlarından biridir. Yarım daire şeklindeki devasa binanın önünde, ülkenin tüm illerini temsil eden çini kaplı nişler ve banklar yer alır. Meydanı çevreleyen su kanalında kayıkla gezinti yapılabilir ve köprüleri İspanya'nın eski krallıklarını simgeler.
Altın Kule (Torre del Oro): Guadalquivir Nehri kıyısında yer alan, 13. yüzyıldan kalma askeri bir gözetleme kulesidir. Müslümanlar döneminde şehri nehir üzerinden gelecek saldırılardan korumak ve liman girişini kontrol etmek için yapılmıştır. Adını, yapımında kullanılan harcın parıltısından veya geçmişte Amerika'dan getirilen altınların burada saklanmasından aldığına inanılır.
Paula Rahibeler Manastırı (Convento de Santa Paula): 15. yüzyılın sonlarında kurulan ve günümüzde de rahibelerin yaşamaya devam ettiği tarihi bir manastırdır. Gotik, Mudéjar ve Rönesans mimari tarzlarının eşsiz bir karışımını ve zengin sanat eserlerini barındırır. Ziyaretçiler burada hem manastırın sakin atmosferini keşfedebilir hem de rahibelerin kendi elleriyle yaptığı ünlü geleneksel reçelleri satın alabilirler.
Maria Luisa Parkı (Parque de María Luisa): Sevilla'nın en büyük yeşil alanı olan park, yemyeşil bahçeleri, anıtsal havuzları ve geniş yürüyüş yolları ile ünlüdür. Başlangıçta San Telmo Sarayı'nın özel bahçesiyken, 1893 yılında Prenses María Luisa tarafından şehre bağışlanmıştır. Portakal ağaçları, palmiyeler, fıskiyeli havuzlar ve kuğuların yüzdüğü göletlerle şehir içinde huzurlu bir vaha gibidir.
Santa Cruz Meydanı (Plaza de Santa Cruz) : Sevilla'nın eski Yahudi mahallesi olan labirent sokaklı Barrio Santa Cruz'un kalbinde yer alan şirin bir meydandır. Merkezinde, 17. yüzyıldan kalma ferforje işçiliğinin şaheseri olan ünlü bir demir haç (Cruz de Cerrajería) bulunur. Etrafı portakal ağaçlarıyla çevrili olan bu meydan, geçmişte yıkılan eski bir kilisenin arazisi üzerine kurulmuştur.
Sevilla Katedrali : Dünyanın en büyük Gotik katedrali ve aynı zamanda en büyük üçüncü kilisesi unvanına sahip, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan muazzam bir yapıdır. Şehrin ana camisinin üzerine inşa edilen katedral, eski camiden geriye kalan ve bugün şehrin en ikonik sembolü olan Giralda Çan Kulesi'ni bünyesinde barındırır. İç mekânında Hristiyanlık dünyasının en büyük mihrap panosunu (Retablo Mayor) bulunduran katedral, aynı zamanda ünlü kaşif Kristof Kolomb'un mezarına ev sahipliği yapmaktadır.
Şehir turundan sonra akşam yemeği ve konaklama için otelimize gittik. Akşam yemeğinin ardından isteyen, ben hala dinçim gezilecek yer yok mu diyen grup arkadaşlarımızla ekstra olan Flamenco Gecesi'ne katıldık. Orada İspanyolların eğlence kültürüne tanıklık ettik. Yerleri tiyatro salonu gibiydi. İlk girişte üzerinde tabak, bardak yer alan masalar en önde sandalyeler vardı. Eskinin Maksim Gazinosu gibiydi. Flamenco, İspanya'nın Endülüs bölgesine özgü güçlü ayak vuruşları (zapateado), zarif el hareketleri ve derin duygusal ifadelerle müziğin ritmine eşlik eden dansçıların ve kadın dansçıların kabarık, uzun elbiseler giydiği gitar, alkış (palmas) ve içten gelen ağıt benzeri şarkıların (cante) birleşimiyle icra edilen, Unesco Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'nde yer alan bir dansmış.
2.Gün SEVILLA > CORDOBA > GRANADA
Akşam ki dans gösterisinden yorgun ve mutlu çıktıktan sonra iyi bir uykunun ve sabah iyi bir kahvaltının ardından otelden çıkış işlemlerini tamamlıyor ve Córdoba’ya doğru yol alıyoruz.
Córdoba Sevilla'dan 141 km uzaktaymış. İspanya'nın Endülüs bölgesinde yer alan ve geçmişte farklı kültürlerin bir arada barış içinde yaşadığı köklü bir tarihi şehirmiş. Rehberimiz İsmail beyin önderliğinde şehir turuna başladık.
Bizi ilk olarak Roma İmparatorluğu döneminde bölgenin başkenti olan kentte Guadalquivir nehri karşıladı. Guadalquivir, İspanya'nın güneyindeki Endülüs bölgesinin en önemli ve ülkenin beşinci en uzun nehridir. Jaén kentindeki Cazorla Dağları'ndan doğup Córdoba ve Sevilla gibi tarihi şehirlerden geçerek Atlantik Okyanusu'na dökülür. İspanya'da büyük gemilerin taşımacılık yapabildiği tek nehir olma unvanına sahiptir.
Tarihi Roma köprüsünün üzerinden yürüyüp, Roma kapısını geçerek kente giriş yaptık.. 2000 yıllık kentin, eski İslam kütüphanelerinin kalıntılarını gördükten sonra, kentin en görkemli yapısı, dünyanın en büyük camilerinden olan, 850 adet sütun üzerinde yükselen eski Kurtuba Ulu Camii günümüzün Mezquita-Catedral’ini rehberimiz eşliğinde ziyaret ettik.
Kurtuba Ulu Camii Mezquita-Catedral: İspanya'nın Córdoba şehrinde bulunan, İslam ve Hristiyan mimari tarzlarının dünyadaki en sıra dışı sentezlerinden birini sunan devasa bir cami-katedraldir. 8. yüzyılda Endülüs Emevileri döneminde görkemli bir cami olarak inşa edilen yapı, kırmızı-beyaz kemerleri ve binlerce sütunuyla İslam sanatının zirve noktalarından biri kabul edilir. 13. yüzyılda Córdoba'nın Hristiyanların kontrolüne geçmesiyle binanın tam ortasına bir katedral eklenmiş ve günümüze kadar korunan bu eşsiz mimari birleşim, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almıştır. İçerisinde ibadet emek yasakmış. Pakistan'ın ulusal şairi Muhammed İkbal, 1931-1933 yılları arasında İspanya'yı ziyareti sırasında İspanyol makamlarından aldığı özel izin sayesinde asırlar sonra bu mekanda namaz kılabilen ilk Müslüman olan İkbal namaz sonrasında ettiği duada "Allahım bu yerleri yine bize nasip et" diye dua edince yasak daha katılaşmış. Secdeye kapananları polis götürüyormuş.
Rehberimiz İsmail beyin önderliğinde Kurtuba Camii’nin görkemine tanıklık ettikten sonra Cordoba’nın çiçek sokaklarını, Endülüs mimarisinin tüm inceliğini yansıtan eski han ve örnek Cordoba evini gördük.
Cordoba şehir turundan sonra Granada’ya doğru yolumuza devam ettik. Granada buradan 208 km uzaktaymış.
Granada: İspanya'nın Endülüs bölgesinde yer alan, orta çağda bir Müslüman kentiydi ve bu kent; Sierra Nevada dağlarının eteklerinde Elhamra diye bilinen, masallara konu olmuş, muhteşem bir hisar tarafından korunuyordu.
Elhamra Sarayı Endülüs Emevi mimarisinin zirvesi ve dünyanın en görkemli İslam sanatı eserlerinden biridir. Adını duvarlarındaki kızıl tuğla ve kilden alan bu kale-saray kompleksi, büyüleyici bahçeleri, havuzları ve dantel gibi işlenmiş taş oymalarıyla tanınır. 1984 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almakta olup, bulunduğu konum itibariyle ve yüksek surlarına eşlik eden 37 kule ile Granada semalarının hakimiydi.
Yapımı 150 yıldan uzun sürmüştü. Ancak Elhamra Sarayı’nı İspanya’nın en çok gezilen yeri yapan şey; iyi korunaklı askeri bir sığınak olmasından fazlasıdır. Zarif avlularında zevk-ü sefa sürülen bir saray, ölümcül entrikalar ve aynı zamanda İslam mimarisinin batıdaki en büyük ve en güzel örneğidir. Bütün duvarlarında, binlerce kez işlenmiş olan “Allah’tan Başka Galip Yoktur” yazıları ile bilinen ve 1001 gece masallarından çıkmış gibi görünen büyüleyici bir saray olan Elhamra, Sultan 12. Muhammed (Boabdil) tarafından beklenmeyecek bir anda ve umulmayacak şekilde Kraliçe Isabel’e kaybedilmiştir. Aynı yıl İspanya Kraliyeti’nin baş sarayı ilan edilmiş ve Kristof Kolomb’un seyahatini başlatan kraliyet kararları burada verilmiştir. Sarayın günümüzde bilinen tüm hikayeleri, ünlü yazar Washington Irving tarafından Elhamra Hikayeleri adıyla derlenmiştir.
Elhamra Sarayı turumuzda; Cennet-ül Arif bahçeleri, Yazlık Saray, ünlü imparator Şarlken’in Sarayı, Alcazaba Hisarı gezdik. Gezinin sonunda akşam yemeği ve konaklama yapacağımız Granada oteline gittik.
3.Gün GRANADA > TOLEDO > MADRİD
Sabah otelimizde kahvaltının ardından çıkış işlemlerimizi tamamlayarak Toledo’ya hareket ediyoruz. Toledo Granada'dan 365 km uzaktaymış. Madrid’in 70 km güneybatısında, Kastilya-La Mancha bölgesinin başkenti olan Toledo, İspanya tarihinin en önemli şehirlerinden biridir. Tajo Nehri’nin çevrelediği ve surlarla korunan şehir; Roma, Vizigot, Endülüs ve İspanya Krallığı dönemlerinden izler taşır. 15. yüzyılın sonlarına kadar İber Yarımadası’ndaki Yahudiliğin önemli merkezlerinden biri olan Toledo; Avrupa’nın en eski sinagoglarından biri, camiden dönüştürülmüş kiliseleri ve görkemli katedraliyle üç semavi dinin izlerini bir arada barındırır. 1561’de başkentin Madrid’e taşınmasına kadar siyasi, kültürel, ticari ve askeri merkez olan Toledo, Cervantes’in Don Kişot eserine de ilham vermiş ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.
Gezimiz sırasında ünlü seyir tepesi, San Martin Köprüsü, San Juan Manastırı, Yahudi Mahallesi, Santo Tome Kilisesi, Santa Maria Katedral Meydanı, alışveriş caddesi ve Zocodover Meydanı’nı gördük. Toledo’nun meşhur badem ezmesi Mazapan’ı ve Manchego peynirini tattık.
Geleneksel Toledo kılıçları, bıçakları ve Endülüs döneminden miras kalan Damasquinado işlemeli altından ürünlerin yapıldığı yere gittik. Toledo kılıçlarının en önemli özelliği hem sert hem esnek olmasıymış. Ustamız bizim için demirin nasıl çelik haline geldiğini gösteren küçük bir gösteri yaptı. Sonrasında altından işlemeli ürünlerin satıldığı bölüme geçtik. Burada gerçekten el emeği güzel takılar vardı ve bizde bunlara resmen saldırdık. Bu küçük gezinin ve alış verişin ardından tekrar otobüsümüze dönüp Madrid'e doğru hareket ettik. Madrid'e vardığımızda kısa bir şehir turumuz oldu.
Madrid: İspanya'nın başkenti ve en büyük şehridir. şehir merkezi nüfusu yaklaşık 3,47 milyon, çevresindeki banliyölerle birlikte metropol alan nüfusu ise yaklaşık 6,8 milyondur.
Madrid'de María del Carmen Abascal (Maricarmen) adında 87 yaşında bir kadının sebep olduğu konut protestosu vardı. Kadın aynı evde 70 yıldır kiracı olarak yaşıyormuş. Kira artışı enflasyona göre kadının kirası 500 Euro ev sahibi arttırmak istemiş yok olmaz evi satmış yeni ev sahibi enflasyon oranı belli kira düşük 1+1 evler 1200 Eurodan başlıyormuş ki kadın bedava oturuyor. Yeni ev sahibide evi bir şirkete satmış. binayı satın alan bir yatırım fonunun kirayı fahiş oranda artırması sonucu 23 Eylül 2026 tarihinde polis zoruyla ve sedyeyle evinden tahliye edilmişti. Bu tahliyenin ardından İspanya genelinde on binlerce insan sokaklara dökülmüş, Tahliye edildikten sonra kaldırıldığı hastanede tedavisi süren Maricarmen, ne yazık ki 7 Ekim 2026 tarihinde hayatını kaybetmiştir. İnsanlar belediye binasının önünde çadırlar kurmuşlar kimi evsisliği kimi işsizliği kimi eşsizliği protesto ediyordu. Burada rehberimiz İsmail beyin önderliğinde çantalarımıza sıkı sıkı sarılarak ve birbirimizi kollayarak gezdikten sonra akşam yemeği ve konaklama için otelimize gittik.
Madrid Kraliyet Sarayı Valensiya
4.Gün MADRID > VALENSİYA - Sagunto/Castellon
Kahvaltının ardından otelden çıkış işlemlerini tamamlıyor, rehberimiz İsmail beyin anlatımları ile Madrid'de görülmesi gereken; Gran Via caddesi, Plaza de İspanya, Don Kişot anıtı, Pramitler, Real Kraliyet sarayı (dışardan), Madrid Ulu cami kalıntıları, Plaza Mayor meydanı, Puerto del Sol meydanı serbest zaman sonrasında otobüs ile Paseyo de la Castellana caddesi, Sibeles anıtı, Real Madrid stadını gezip bol bol resim çekip Valensiya'ya gitmek için otobüsümüze geri dönüyoruz. Valensiya Madrid'den 361 km uzaktaymış. Yaklaşık dört saatlik bir yolculuktan sonra Valensiya'ya ulaşıyoruz.
Valensiya: İspanya'nın doğu kıyısında yer alan ülkenin en büyük üçüncü şehri ve Valensiya Özerk Topluluğu'nun başkentidir. Dünyaca ünlü geleneksel İspanyol yemeği Paella'nın doğum yeri olan bu sahil kenti, zengin mutfak kültürü ve narenciye bahçeleriyle tanınır.
Valencia’ya vardığımızda takvimler 9 Ekimi gösteriyordu. Bu gün Valensiya şehrinde çok önemli bir resmi tatil ve festival günüymüş. Bu gün:
Valensiya Bölge Günü'dür. Tarihsel olarak 9 Ekim 1238'de, Aragon Kralı I. Jaume (Kral Yakup), Valensiya şehrini Müslüman Mağribi yönetiminden geri alarak Hristiyan topraklarına katmıştır. Şehirde her yıl bu gün resmi tatil ilan edilir; sokaklarda Hristiyan ve Mağribi ordularını temsil eden devasa tarihi geçit törenleri, kostümlü yürüyüşler ve havai fişek gösterileri düzenlenir.
Aynı zamanda Valensiya'nın yerel sevgililer günü olan Sant Donís Günü olarak kutlanır. Bu günde erkekler, sevgililerine veya eşlerine ipek bir mendile (mocadorà) sarılmış, badem ezmesinden yapılan meyve ve sebze şeklindeki geleneksel tatlıları hediye ederler.
Sant Francesc: Valensiya'nın tam kalbinde yer alan tarihi Ciutat Vella (Eski Şehir) bölgesine bağlı merkezi bir mahalledir ve tüm etkinlikler burada gerçekleştirilir.
Valencia’yı vardığımız zaman bizde tam böyle bir ortama düştüm. Haçlı askerleri prensesler, kraliçeler korkunç yaratıklar v.b. Böyle bir şeyi kaçıramazdık. Foto deyip ilginç bulduğumuz tüm kostümlü Valensiyalı vatandaşlarla resim çektirdik. Sonrasında Valensiya'ya yaptığımız panoramik şehir gezisinden sonra; İspanya’nın yaşayan en tanınmış mimarı olan Santiago Calatrava’nın dünya harikası Bilim ve Kültür merkezi, Gotik Katedral, Micalet Çan Kulesi, 15.y.y.’da takasla alışveriş yapılan Lonja Market, Arena, Belediye meydanı, eski market alanını rehberimiz ismail beyin verdiği bilgiler eşliğinde gezdik. Gezilecek yerleri gezip fotolar alındıktan sonra akşam yemeği ve konaklama için otelimize gittik.
5.Gün VALENSİYA > BARSELONA
Sabah kahvaltısı, otelimizden çıkış yaptıktan sonra, Barcelona’ya gitmek için otobüsümüze biniyoruz. Valensiya'dan Barselona 349 km uzaktaymış. Dört saatlik bir yolculuktan sonra Barselona'da yerel halkı turistlere karşı sert tutumu nedeniyle otobüs her yere giremiyormuş. Her yere saatlik randevu alınıyormuş bu nedenle otobüsümüzle beraber panoramik şehir turumuzu yaptık. Otobüsümüzde beş tane (Salih, Hamza, Hüsnü, Samet ve Adem Beyler) barselonalı vardı. Bunlar otobüsümüzden ayrılıp yerel saat ile 18:30'da başlayacak olan Barselona Getafe maçına gittiler.
İçimizdeki Barselonalılar ayrıldıktan sonra biz de rehberimiz İsmail beyin anlatımları ile Barselona'daki Endülüs Arenası, Montjuic Tepesi, Barselona Limanı, Kristof Kolomb Heykeli (Colon Meydanı), La Sagrada Familia Bazilikası, İspanya ve Catalunya Meydanı, Gaudi'nin evleri (Casa Batllo ve Casa Mila), La Rambla, Port Olimpic yerleri gezdik. Akşam yemeği ve konaklama için otelimize gittik.
6.Gün BARSELONA
Kahvaltının ardından bavullarımızı bırakıp rehberimiz İsmail beyin önderliğinde A'dan Z'ye Barselona; El Born ve Gotik Mahalle turuna başlıyoruz. Gotik Mahallesinde gerçekleştirdiğimiz yürüyüş turunda; geçmişi 2000 yıl öncesine uzanan tarihi Barcelona'nın güzellikleri içinde bir yolculuğa çıkıyoruz. La Rambla caddesini yürüyerek geçerken, 19. yüzyıldan kalma La Boqueria (Kapalıçarşı)'yı görüp, ardından ara sokaklara dalarak, Roma dönemi Barcelona'sının görkemli kalıntısı Agustus Tapınagı, Yahudi Mahallesi, Barcelona Baronları Sarayı, Aragon Kraliyet Arşivleri Binası, Barcelona Gotik Katedrali, Bisbe Köprüsü, Sant Jaume Meydanını görüp ardından El Born Mahallesine geçerek, Katalan tarihinde önemli yer etmiş, kazılarla ortaya çıkarılan 18. Yy Catalan isyanlarının gerçekleştiği sokakları Catalan Kültür Merkezini ve filmlere konu olmuş “halkın katedrali” Katedral Maria del Mar’ı ünlü Katalan mimar Antoni Gaudí’nin eşsiz eseri Park Güell’i ziyaret ettik. Renkli seramik mozaikleri ve masalsı mimarisiyle ünlü bu park, Barselona’nın en ikonik noktalarından biridir. Turumuzun sonunda El Born’daki ünlü cafe ve barların olduğu bohem hayatın merkezi Passeign del Born’da verilen serbest zamanda soluklanma ve Catalan mutfağının lezzetlerini tatma fırsatımız oldu. Geceleme ve akşam yemeği için otelimize döndük.
7.Gün BARSELONA >> ANKARA
Sabah kahvaltısının ardından bavullarımızı toplayıp otelden ayrıldık. Barcelona'da bulunan outletlerden alış veriş yapmak isteyen arkadaşlar oraya gittiler. Gitmek istemeyenler şehir merkezinde kalarak küçük geziler yaptılar. Rehberimiz İsmail beyin belirttiği saatte tüm grup otobüsümüzle Barcelona Havalimanı’na hareket ettik. Bilet, bagaj ve pasaport işlemlerinin ardından, Alet Hava Yolları’nın 17.10 uçuşu ile Ankara’ya hareket. ettik. 22.30’da Esenboğa Havaalanına vardık. Vedalaştıktan sonra yağmurlu bir Ankara akşamında herkes evlerine dağıldı.
İSPANYA ENDÜLÜS TURUNDAN BİZE KALANLAR
Önce güzel dolu dolu bir zaman geçirdik sonra yeni ve güzel arkadaşlıklar edindik, aldığımız hediyelik eşyaların dışında bize kalanlar.
· Zeytin ağacını İspanyollar bizden almışlar. İyi ki almışlar. Çünkü dünyada satılan iki şişe zeytinyağının bir şişesi buradan üretiliyormuş. Yeşil zeytinleri de gerçekten çok güzeldi. Sevilla'da yol boyu askeri intizam ve planda dikilmiş zeytin ağaçlarına tanıklık ettik. Ne diyelim hayrını görmüşler.
· Batı tuvaleti bizden aldı. İyi ki almışlar. Yol boyu girdiğimiz kadın erkek beraber kullanılan tuvaletler bile içlerinde musluk olmasa da çok temiz ve bakımlıydı. Çöpler dışarı taşmıyordu. Tuvalet temizliğini iyi vermişiz birde musluk olsa...
· İspanya'da hem konut krizi var. Amerika'dan durmadan göç alıyorlarmış ama buna karşılık büyük şehirler belli bir nüfusta tutulup yeni konutlar inşa edilmiyormuş. Hem de diğer AB'nin elit ülkeleri tarafından pek köylü bulunuyor ve buradan gelenler taşkınlık yapıp ortalığı pisletiyorlarmış. O yüzden yerel halkın turistlere karşı bir tepkisi vardı. Biz üstümüze alınmadık.
· İspanya iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden biridir. Ancak Sevilla'dan Barselona'ya kadar yol boyu arazi kullanımını çok iyi olduğunu, şehir içleri dahil yeşil alanın çok fazla olduğunu gördük.
· İspanya'da tek taraflı boşanma olduğunu eşlerden biri istemiyorsa mahkemenin anında boşanma kararı verdiğini, hatta evliliğin bile gerekli olmadığını yetkili mercilere biz beraber yaşıyoruz diye bildirince evliymiş gibi muamele edindiğini öğrendik.
· Buraya gelince Kilise, Basilika ve Katedral arasındaki farkı öğrendik. Kilise, Hristiyanların ibadet etmek için toplandığı herhangi bir dinî binayı ifade eder. Bazilika, Roma mimarisine dayanan, uzunlamasına salon şeklinde inşa edilmiş görkemli ve tarihî açıdan öneme sahip büyük kiliselerdir. Katedral, bir piskoposun yönetim merkezi (makamı) olan ve bölgedeki diğer kiliselerin bağlı olduğu ana kilisedir.
· İspanyollar ülkede gündüz sıcaklıkları 50oC'yi bulduğu için öğlen fiesta yapan gece yaşayan insanlarmış. Burada hava geç kararıyormuş. O yüzden insanlar saat 10'da akşam yemeği yiyor kahvaltı yapmıyorlarmış. Ama bizim için kahvaltı önemli peynir zeytin olmazsa olmazımızdır. İspanyollar zeytini akşam yiyorlarmış. Sabah zeytin yok. Ne var rendelenmiş domates ne işe yarar. Önce ekmeği kızartırsın sonra üstüne zeytinyağı döker sonra rendelenmiş domatesi döküp yine zeytinyağı dökersin. Bunu da öğrendik. Deneyeceklere afiyet olsun. İspanyollarda çorba kültürü yokmuş. Onlarda bizim sayemizde çorba yapmayı öğrendiler.
· Türk halkı genellikle küçük çocukları ile uzun yolculuklara çıkmak istemezler çünkü çocuklar yol boyu onları darlar. Bizim grubumuzda Adem ve Berru vardı. Onların ağlamalarını duymadık. Allah sevinç haricinde ağlatmasın. Tüm çocuklarımız gibi onlarında yolları da bahtları da açık olsun inşallah. Her gün erken kalkıp gün boyu yürümek zorunda kaldılar. Onlardan bize Berru "Hocam bu Berrak ayı çizemiyor. Böyle olmaz deyişi ile Tuğba bak şimdi Adem Crazy diyecek yada Samet enteresan diyecek" deyip Adem'in Crazy yada Samet'in enteresan deyip coşkulu gülüşmeleri, Samet Beyin maaş var maaş var deyip bize çay kahve ısmarlamaları hadi buraya kadar geldik curra yiyelim deyişi kaldı.
· Rehberimiz İsmail bey herkes otobüse gelip yerine oturduktan sonra sayıyordu. En arka koltukta Salih Bey oturduğu için 27 burada tamam hareket edebiliriz deyişi, geç kalan Berru'ya annesi bizi bırakıp giderler deyince İsmail sayıyor bırakmaz deyişi kaldı.
· Evet bir gün tüm dünya Türkçe konuşacak. Ama İspanya gümrüğünde biraz sıkıntı yaşadık. Şu an dünya İngilizce konuşuyor. Bir sonraki rotamız Mısır. Orada sıkıntı çekmemek, derdimizi anlatabilmek için ne diyoruz "HADİ ÇOCUKLAR İNGİLİZCE ÖĞRENİYORUZ" ya da Adem Hocam bize İngilizce öğret.
· Başkanımız Nail ÇELEBİ beli ile ilgili sıkıntısı olmasına, zor yürümesine rağmen bize eşlik etti. Kendisine acil şifalar diler onun şahsında böyle güzel bir geziye vesile olanlar herkese gönülden teşekkür ederiz.
· Rehberimiz İsmail AKINCI beye gittiğimiz yerlerde verdiği bilgiler için yolda kalana tamam ben hemen geliyorum deyip yaptığı yol yardımı için tüm free tax işlemlerinde ve bilet işlemlerinde hepimizi bekleyerek yapmış olduğu yardımlar için çok teşekkür ediyoruz. Gelin hanıma selamlar ömür boyu mutluluklar.





Yorumlar