top of page

KOMİSYON VE ÇALIŞMA GRUPLARI

KOMİSYON VE ÇALIŞMA GRUPLARI

 

Yönetim Kurulu tarafından derneğin faaliyet alanlarından olan; Türk dünyası ve ülke meseleleriyle ilgili çeşitli konularda, siyasi ve sosyal gelişmeler ile sorunları ve potansiyeli hakkında ve diğer faaliyetlere yönelik olarak, araştırma ve değerlendirmeler yapmak, sorunların çözümüne ilişkin olarak alternatif öneriler  geliştirmek ve uygulamaların izlenerek yaygınlaştırmak amacıyla Komisyon ve Çalışma Grupları oluşturulabilir. Çalışma grupları, kuruldukları kademenin başkanına bağlı olarak faaliyet gösterirler Dönem içinde Komisyon ve Çalışma Gruplarında boşalan üyelikler için Yönetim Kurulu'nca yeniden atama yapılır. Komisyon ve Çalışma Grupları, çalışmaları hakkında Yönetim Kurulu’na rapor sunarlar. Komisyon ve Çalışma Gruplarının çalışma şekilleri sistem dokümantasyonuyla belirlenir.

1 - Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu

  a - Eğitim Çalışma Grubu

  b - Kültür Çalışma Grubu

  c - Gençlik ve Spor Çalışma Grubu

      Türk Dünyası Çocukları Ve Gençleri Basın Kulübü

      TÜRK DÜNYASI ÇOCUKLARI VE GENÇLERİ BASIN KULÜBÜ YÖNERGESİ için Tıklayınız >>

2 - Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu 

  a- Bayındırlık, İmar Çalışma Grubu

  b -Ulaştırma ve Haberleşme Çalışma Grubu

  c - Turizm Çalışma Grubu

3 - Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu

  a - Sağlık Çalışma Grubu

  b - Toplum ve Aile Çalışma Grubu

  c - Çalışma ve Sosyal Güvenlik Çalışma Grubu

  d - Sosyal Yardımlar ve Sosyal Hizmetler Çalışma Grubu

  e - Özel İlgi Gurubu (Engelli, Yaşlı, Kadın, Çocuk)  Çalışma Grubu

4 - Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu

  a - Bitkisel ve Hayvansal Üretim Çalışma Grubu

  b - Kırsal Kalkınma Çalışma Grubu

  c - Gıda Çalışma Grubu

  d - Orman İşleri Çalışma Grubu

  e - Su ürünleri Çalışma Grubu

  f - TİGEM

5 - Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu

  a - Sanayi Çalışma Grubu

  b - Ticaret Çalışma Grubu

  c - Enerji Çalışma Grubu

  d - Tabii Kaynaklar Çalışma Grubu

  e - Bilgi ve Teknoloji Çalışma Grubu

 

6. Çevre Komisyonu

7. Adalet Komisyonu

 

SİSTEM DÖKÜMANTASYONU

 

ÇALIŞMA ESAS ve USULLERİ

Komisyon ve çalışma gruplarının çalışmaları aşağıda belirtilen esas ve usuller dairesinde sürdürülür:

a) Komisyon çalışmalarının Tüzüğe ve sistem dokümantasyonuna uygun yürütülmesi ve işbu dokümantasyon hükümlerinin uygulanmasında yetki ve görev Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı’nındır.

b) Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Komisyon ve çalışma gruplarının çalışmaların tasarlanmasında, planlanmasında, alt birimlerin ve çalışma gruplarının oluşturulmasında, çalışma konularının belirlenmesinde, çalışmalara katılacak kişilerin tespitinde, Genel Başkan’a veya yönetim Kuruluna sunulacak çalışmaların nihai taslaklarının onaylanmasında, çalışma düzeninin sağlanmasında doğrudan yetkili ve görevlidir.

c) Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, alt birimlerin ve çalışma gruplarının düzenli ve verimli faaliyet göstermelerini sağlamak amacıyla birim veya grup üyeleri arasından raportör ve/veya koordinatör üye veya üyeler atayabilir; bu üyelere çalışma düzenini sağlamak konusunda yetkiler verebilir.

d) Komisyon ve Çalışma gruplarında yapılacak çalışma veya araştırmaların sonuçlarının bir rapor, politika notu, broşür, basın toplantısı veya her hangi bir başka şekilde kamuoyu ile paylaşılması ancak Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı’nın bu doğrultudaki olumlu görüşü alındıktan sonra gerçekleştirilebilir.. Komisyonun çalışma gruplarına katkıda bulunacak ve faaliyetlerine iştirak edecek şahıslar bilim insanları, araştırmacılar, uzmanlar veya uygulamacılar arasından seçilir.

 

ÇALIŞMA DÜZENİ ve ÇALIŞMA GRUPLARI

 MADDE 4- Komisyon ve çalışma gruplarının yönetimi, Sorumlu Genel Başkan Yardımcısının başkanlığında Genel Merkez’de sürekli çalışan bir birim olarak görev yapar. Bu yönergede belirtilen amaçları gerçekleştirmek için

 

1. Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu

 

a) Eğitim Çalışma Grubu

b) Kültür Çalışma Grubu

c) Gençlik ve Spor Çalışma Grubu

 

2. Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu

 

a) Bayındırlık, İmar Çalışma Grubu

b) Ulaştırma ve Haberleşme Çalışma Grubu

c) Turizm Çalışma Grubu

 

3. Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu

a) Sağlık Çalışma Grubu

b) Aile ve Toplum Çalışma Grubu

Toplumun en temel kurumu ailedir. Sosyal ve kültürel dokudaki aşınmalara karşı aile yapısının ve değerlerinin korunarak gelecek nesillere sağlıklı biçimde aktarılmasını sağlamak üzere; ulusal politika ve stratejilerin belirlenmesini koordine etmek, aile bütünlüğünün korunması ve aile refahının artırılmasına yönelik sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerini  yürütmek, bu alanda ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile gönüllü kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak Ailenin bütünlüğünü korumak, parçalanmış ailelerin korunmaya, yardıma ve bakıma muhtaç fertleriyle çocuklarına her türlü maddî, manevî ve sosyal destek sağlamak Aileye verilen önemin temel göstergelerindendir.

Bilgi çağının gereklerine uygun olarak toplumun dikkatinin ailenin önemine çekilmesi, aile bireylerinin karşılaştıkları sorunların en aza indirilebilmeleri ve sorunların aile odağında çözülmesine yönelik olarak Aile Eğitimi önemli bir husustur. Bu program; aileleri bilgilendirmeye ve bilinçlendirerek yaşam kalitelerini arttırmaya dönük önemli bir adımdır. Bu program, aile üyesi bireylerin çağın gerektirdiği temel aile yaşam becerilerine yönelik bilgi, beceri ve tutumları kapsamlı olarak edinebilmeleri için gündelik yaşamın bütününü kuşatan eğitim ve iletişim, hukuk, iktisat, medya ve sağlık alanlarında olmak üzere 26 modülden oluşmaktadır. Eğitim, STK’lar, Kültür Merkezleri, kamu kurum ve Kuruluşları, Okulöncesi, İlköğretim ve Ortaöğretim Düzeyinde Eğitim Veren Kurumlar, Yaygın Eğitim Kurumları, Yükseköğretim Kurumları, Dinî Kurumlar, Sağlık Kuruluşları, Özel İşletmeler, Özel Kurslar, Psikolojik Danışma ve Terapi Merkezleri, Yerel Yönetimlere Ait Merkezler, Meslek Odaları, Birlik, Sendika, Kooperatif vb. Kuruluşlar tarafından verilebilmektedir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Aile Eğitimi doğrultusunda 2015 yılında; 25 eğitici eğitimi ile 691 kişiye, 2.199 halk eğitimi ile 116.577 kişiye ulaşılmıştır. Toplamda 234 eğitici eğitimi ile 7.319 kişiye, 6.850 halk eğitimi ile 422.157 kişiye eğitim verilmiştir.

Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) ile sorun yaşayan bütün dezavantajlı vatandaşlarımıza ulaşılması; ulaşılan vatandaşlarımızın kamunun kendileri için sağladığı imkânlar konusunda bilgilendirilmesi ve doğru yönlendirilmesi; yönlendirilen vatandaşlarımızın sorunlarının etkin bir rehberlikle çözülmesi amaçlanmaktadır. Bu sayede aile ve bireylerin sosyal yardım ve sosyal hizmetlere olan ihtiyaçlarının tespiti, ihtiyaca göre sosyal yardım ve sosyal hizmet modellerinin planlanması ve uygulanması, gerektiğinde diğer kamu hizmetlerinden yararlanılmasının sağlanması, sürecin tüm aşamalarında rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin sunulması, vakanın takibi ve bu suretle yaşam koşullarının iyileştirilmesi sağlanmış olacaktır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu program kapsamında hedef nüfus kesimine düzenli olarak belirtilen kapsamdaki hizmetleri vermeye devam etmektedir.

 

c) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Çalışma Grubu

 

d) Sosyal Yardımlar ve Sosyal Hizmetler Çalışma Grubu

Genel olarak tüm toplumlarda tarihsel gelişim süreci içerisinde gelenekler, dini ve kültürel değerler ve toplumsal koşullar çerçevesinde şekillenen ve çeşitli yönleriyle benzerlik gösteren muhtelif sosyal hizmet ve yardım uygulamaları söz konusu olmuştur. Dini müesseseler (kiliseler, camiler, vakıflar, imaretler vb.), meslek örgütleri (loncalar, ahi birlikleri, yardımlaşma sandıkları vb.) ve diğer gönüllü kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen çeşitli sosyal hizmet ve yardım faaliyetleri, yoksul ve kimsesizler ile muhtaçların korunması ve ihtiyaçlarının karşılanması konusunda önemli işlevler görmüştür.

Afrika ve Güney Asya gibi kıtalarda bulunan ülkelerde nüfusun % 40’a yakınının, Doğu Asya’da % 10'unun, Latin Amerika’da ise % 6’lara ulaşan kısmının ortalama günlük gelirlerinin 1 $’ın altında olduğu, ülkemizde ise 2006 ve 2007 yılları TÜİK verilerine göre ortalama günlük 1 $’ın altında gelirle yaşayan vatandaş bulunmadığı, ancak yoksulluk limiti günlük 30 $ olarak uygulanan ve yoksul nüfus oranı 1/10.000 olan ABD ile günlük yoksulluk limiti 5 Euro ve yoksul nüfus oranı % 1,5 olan AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında ise günde 4,3 $'ın altında % 10 yoksul nüfusa sahip ülkemizin bu konuda istenilen hedefe henüz ulaşamadığı değerlendirmesi yer almıştır (Devlet Denetleme Kurulu Raporu, 2008).

Sosyal devletin görevi; sosyal adaleti, sosyal refahı ve sosyal güvenliği sağlamak olarak belirlenmiş olup geniş anlamda, toplumda sorunlu ve muhtaç kişilere, maddi ve manevi destek ve danışmanlık hizmetleri sunmak, sosyo-ekonomik yönden zayıf olan insanların sosyal ve ekonomik durumlarını sürekli iyileştirmek, sosyal barışı ve adaleti temin etmek, sosyal gelişmeyi gerçekleştirmek, akla gelebilecek bütün sosyal risklere ve bunların doğurabileceği her türlü zararlara karşı toplumun bütün üyelerini sosyal güvenlik kapsamına almak, toplumda sosyal bütünleşmeyi ve sosyal tekamülü oluşturmak, sosyal ahlak ve sorumluluk duygusunu geliştirmek, toplumda sosyal dayanışma ruhunu hayata geçirmek ve sivil toplum örgütlerine katılımcı imkânlar tanımak olarak da sayılmıştır.

Avrupa Sosyal Şartı kapsamında önerilen politikalarla; çocukların, gençlerin, kadınların, ailenin, özürlülerin korunması gerekliliği, yeterli kaynaklardan yoksun herkesin sosyal ve sağlık yardımı hakkına sahip olduğu ve tarafların bu koşullara ulaşması imkânının sağlanması hedeflenmiştir.

Esas olarak yoksulların ve yardıma muhtaç kişilerin korunması ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik bu uygulamalar zaman içerisinde işlevini kısmen yitirmiş ve yetersiz kalmıştır. Özellikle, büyük savaşlar, ekonomik bunalımlar, sanayi ve ticaret alanında yaşanan değişimler, kentlerdeki nüfus yoğunlaşması, işsizlik, yoksulluk, hastalıklar ve benzeri sosyal olgular, geleneksel yardımlaşma ve dayanışma müesseseleri yerine sosyal hizmetler ve sosyal yardımların bir kamu hizmeti olarak devletler tarafından üstlenilmesini gerektirmiştir.

 

Sosyal hizmetler, "İnsanların sağlık ve iyilik halinin geliştirilmesinde; insanların kendilerine daha yeterli hale gelmelerinde ve başkalarına bağımlı olma hallerinin önlenmesinde; aile bağlarının güçlendirilmesinde; bireylerin, ailelerin, grupların veya toplulukların sosyal işlevlerini başarıyla yerine getirmelerinde yardımcı olmak amacıyla sosyal hizmet uzmanları ve diğer meslek mensupları tarafından gerçekleştirilen etkinlik ve programlar bütünü" olarak  görülmektedir.

İnsan hakları düşüncesinin tüm Dünyada yaygın bir şekilde benimsenmesi sosyal hizmetlerin gelişmesinde de büyük bir aşamadır. İnsan hakları alanındaki gelişmeler, bireyin çevresine uyum konusundaki güçlüklerini yenerek kişiliğini geliştirebilmesi için engelleri kaldıran, devletin yapıcı sorumluluğunu harekete geçiren etken olarak tarihsel bir önem taşımaktadır.

İnsan potansiyelini ve kaynağını geliştirme üzerine odaklanan Sosyal Hizmet uygulamasının odağı, insanlar ve kaynak sistemler arasındaki etkileşim ile bağlantılar birey ve sistemlerin işlevselliğinde karşı karşıya kalınan sorunlardır.

Sosyal Hizmet’in amacı; insanların problem çözme ve baş etme kapasitelerini, bu sistemlerin etkili ve insancıl çalışmasını geliştirmek, sosyal politikanın geliştirilmesine ve işletilmesine katkı vermek olarak ifade edilebilir.

Sosyal Hizmet insanlara; ihtiyaç duydukları ve hakları olan kaynaklara ulaşmalarında, problem çözme kapasitelerini geliştirmelerinde, müracaatçılara hizmet sunanların gelişimini destekleme yolu ile örgütlerin gelişmesini teşvikte, özel, kamu ve STK kurumlarında sosyal sağlık ve çevresel politikaları etkileyerek destek sağlar.

Sosyal Hizmet temel ihtiyaçların karşılanması ve sorunların çözümlenmesi ile ilgilenirken; anılan ihtiyaçların giderilmesi ve sorunların çözümlenmesinin insanlar açısından bir hak olduğu temelini esas alır.

Sosyal yapının gelişmesi ve değişmesinde birinci derecede rolü olan sosyal hizmetlerin, günümüzde sadece muhtaç bireylere, yoksullara, marjinal gruplara hizmet götürme görevi ile sınırlı olmadığı, gelir dağılımının düzenlenmesi ve eşitsizliklerin giderilmesinde, insan kaynaklarının geliştirilmesi, yaşam kalitesinin artırılması ve yerel toplumların kalkınmasının gerçekleştirilmesinde de önemli görevlere sahip bulunduğu, sosyal hizmetlerin bu rol ve işlevlerini, dinamik bir yaklaşımla koruyucu-önleyici, iyileştirici rehabilite edici, değiştirici geliştirici yöndeki temel işlev ve amaçları doğrultusunda yerine getirme durumunda olduğu görülmektedir.

Sosyal yardımlar, "Toplumda yoksul veya muhtaç durumda bulunan kişi veya gruplara yönelik olarak ekonomik ve sosyal amaçla yapılan her türlü maddi destek" olarak tanımlanmaktadır.

Sosyal refah kavramı, modernleşme sürecinin hızlı sanayileşme ve kentleşme nedeniyle ailenin fonksiyonlarının toplum tarafından üstlenilmesi sonucu bireylerin hayat standartlarını korumayı ve yükseltmeyi amaçlayan hizmetlerin tümünü içermektedir.

Kuramsal olarak “sosyal refah modelleri” genelde toplumların “iyileştirilmesini” yada “insanların daha iyi yaşamasını” amaçlamaktadır.

Sosyal yardımlar, sosyal refah devleti anlayışı içinde önemli bir yer tutmakta ve sosyal güvenlik sisteminde yaşanan boşluklar son istasyon olarak nitelenen sosyal yardımlar aracılığıyla giderilmektedir.

Tarihsel süreç içerisinde sosyal hizmetler ve sosyal yardımlar, öncelikle yoksulluk sorununun çözümüne ve insanların sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak ortaya çıkmıştır. Aileler, hayırseverler, hayır kurumları, sivil toplum kuruluşları, yerel kuruluşlar ve merkezi idareler bu hizmet ve yardımların gerçekleştirilmesinde çeşitli şekillerde rol üstlenmişlerdir.

 

Ülkemizde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı eliyle yürütülen sosyal yardımlar 2015 yılı

                                                           Yararlananların sayısı             Yapılan yardım Miktarı

Yakacak yardımı                                           2.139.667 (Hane)                  2.608.671 Ton           

Eşi Vefat Etmiş Kadınlara Yardım                       300.422 (Kişi)                        820,500.000 TL

Muhtaç Asker Ailelerine Yapılan Yardımlar           101.517 (Hane)                       164.000.000 TL

Doğum Yardımı                                            658.663 (Kişi)                      241.638.435 TL

Muhtaç asker çocuğu yardımı                            3803 (Kişi)                           2.349.300 TL

Öksüz ve Yetim Yardımı                                    35.401(Kişi)                          22.837.100 TL

Eğitim Yardımı                                                912.511(Hane) 2.018.870 (Kişi)  664,130.000 TL

Öğle Yemeği Yardımı                                                                                 460.000.000 TL

Ücretsiz Ders Kitabı                                                                                   240.000.000 TL

Öğrenci Taşıma Barınma ve İaşe Yardımı             1.756 (Kişi)                           957.479.927 TL

Yurt Yapım Yardımı                                          27 (Yurt)                              529.931.00 TL

Engelli Öğrencilerin Ücretsiz Taşınması                                                        155.000.000 TL

Sağlık Yardımları                                         1.070.690 (Hane) 1.269.088 (Kişi)  363.080.000 TL

Genel Sağlık Sigortası Prim Desteği                   26.434 (Hane) 29.393 (Kişi)      14,220.000 TL

Aşevi Yardımları                                          30.391 (Kişi)                           12.254.555.000 TL

Acil – Afet Durumu Yardımları                                                                      6.523.356 TL

Yaşlılık ve Engellilik Yardımı (Aylığı)                    1.302.298 (Kişi)                      4.129. 566.047 TL

Evde Bakım Yardımı                                      508.481 (Kişi)                       4.378.200.241 TL

Proje destek yardımı                                        383 (Hane)                          2.345.980 TL

Proje destek yardımı                                     1.120 (Kişi)                           3.110.436

Proje destek yardımı                                     277 (Proje)                          28.748.148

İstihdam Yardımları                                       1584 (Kişi)                          357.920 TL

 

Toplumun sosyal yardım ve hizmetler yoluyla, korumaya ihtiyaç duyan kesimlerine yönelik yardım faaliyetlerini düzenli ve etkin biçimde yürütmek; yoksullukla mücadeleye ilişkin ulusal politika ve stratejilerin belirlenmesini koordine etmek, bu alanda ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör ve gönüllü kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonun sağlanması önemli bir husustur.

 

e) Özel İlgi Gurubu (Çocuk, Kadın, Engelli ve Yaşlı)  Çalışma Grubu

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 2014 yılında yayımlanan “İnsani Gelişme Raporu”nda, “kırılganlık” kavramı ele alınmıştır. “İnsani İlerlemeyi Sürdürmek: Kırılganlıkları Azaltmak ve Dayanıklılık Oluşturmak” başlıklı bu raporda, insani kırılganlık kavramı “kişilerin yetkinliklerini ve seçeneklerini tüketen durum” olarak tanımlanmıştır.

Genel nüfusa göre yoksulluk ve sosyal dışlanma riski yüksek olan gruplar olarak tanımlayabileceğimiz kırılgan nüfus gruplarını; yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşayanlar, çocuklar, kadınlar, engelliler ve yaşlılar vb. nüfus grupları oluşturmaktadır.

 

Çocuk;

Türkiye nüfusu 2015 yılı sonu itibariyle 78.741.053 iken çocuk nüfusu 22.870,683’ dür. Birleşmiş Milletler tanımına göre "0-17" yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 1935 yılında toplam nüfusun %45' ini oluştururken 2015 yılında toplam nüfusun %29' unu oluşturmaktadır. 

Her türlü risklere karşı savunmasız durumda bulunan çocukların korunması, sağlıklı olarak doğup büyümeleri, kız ve erkek ayrımı yapılmadan eğitim almaları, her türlü barınma sorunlarının çözülerek huzurlu bir ortamda yetişmeleri, aile sevgisi ile bütün sosyal sorunlardan etkilenmeden büyümeleri, yoksulluğun önlenerek yaşam kalitelerinin yükseltilmesi günümüz toplumlarının en önemli sosyal sorunlarından birisidir.

Gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerce açılması talep edilen, Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri ve Özel Çocuk Kulüplerinin açılış, işleyiş ve denetim işlemleri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından gerçekleştirilmektedir. 2015 yılı itibari ile Bakanlıktan açılış izni alarak faaliyet gösteren toplam 1.933 özel kreş ve gündüz bakımevi ve çocuk kulübünde bakılan toplam çocuk sayısı 63.219’dur. Ekonomik yoksunluk içinde olan ailelerin çocuklarının özel kreş ve gündüz bakımevlerinden ücretsiz yararlanabilmelerine yönelik %3’ lük kontenjan hakkından 1.831 çocuk faydalanmaktadır.

2015 yılı itibari ile Korunmaya muhtaç durumda olup korunma kararı alınmadan aile yanında destelenen çocuk sayısı 93.256, korunma kararlı çocuk sayısı (kuruluştan aileye döndürülen) 3.474, evlenme yardımı verilen çocuk sayısı 4.831 olmak üzere toplam 101.561 çocuğa 476.561.757 TL harcama yapılmıştır.

2015 yılında koruyucu aile hizmeti kapsamında; 1.070 çocuk, 900 koruyucu aile yanına yerleştirilmiş olup, koruyucu aile hizmetinden yararlandırılan çocuk sayısı 4.615’e ulaşmıştır.

2015 yılı sonu itibariyle 3.797 koruyucu aileye yanlarında bulunan 4.615 çocuk için bakım, yetiştirilme, eğitim, harçlık, giyim, okul masrafları, okula ulaşım giderleri, eğitimlerini ve gelişimlerini destekleyecek ya da meslek edindirme kapsamındaki kurslara karşılık olmak üzere toplam 55.683.246,91 TL ödeme yapılmıştır.

 

Ülkemizde ve Türkî cumhuriyetlerinde,  çocukların her türlü ihmal ve istismardan korunarak sağlıklı gelişimini temin etmek üzere; ulusal politika ve stratejilerin belirlenmesinin koordine edilmesi, çocuklara yönelik sosyal hizmet ve yardım  faaliyetlerinin yürütülmesi, bu alanda ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör ve gönüllü kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonun sağlanması Derneğimiz çalışmaları bakımından önemli olarak görülmektedir.

Kadın;

2015 yılı sonu itibari ile Türkiye nüfusunun (78 milyon 741 bin 53 kişi) %50,2’sini erkek nüfus (39 milyon 511 bin 191 kişi) ve %49,8’ini kadın nüfus (39 milyon 229 bin 862 kişi) oluşturmaktadır. Kadınlar daha uzun yaşadığı için bu oran yaşlı (65 +) nüfusta değişmekte olup bu nüfus grubunun %43,8’ini erkek, %56,2’sini kadın nüfus oluşturmaktadır.

Türkiye’de 2014 yılında 25 ve daha yukarı yaşta olan ve okuma yazma bilmeyen toplam nüfus oranı %5,6 iken bu oran erkeklerde %1,8, kadınlarda %9,2’dir.

Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştaki nüfus içerisinde istihdam oranı 2014 yılında %45,5 olup, bu oran erkeklerde %64,8, kadınlarda ise %26,7 dır.

Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2014 sonuçlarına göre, yüksek öğretim mezunu düzeyinde bir kadın çalışanın ortalama yıllık ortalama esas iş geliri, aynı eğitim düzeyinde bir erkek çalışanın yıllık ortalama esas iş gelirinden %1,3  oranında düşük gerçekleşirken, bu farkın en fazla olduğu eğitim düzeyi %1,8 ile lise altı eğitim durumundadır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen “Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması 2014” sonuçlarına göre; ülke genelinde yaşamının herhangi bir döneminde eşinden veya birlikte yaşadığı kişiden fiziksel şiddete maruz kalan kadın nüfus oranı %35,5’dir. Orta Anadolu bölgesi %42,8 ile yaşamın herhangi bir döneminde fiziksel şiddete maruz kaldığını belirten kadınların en fazla olduğu bölgedir. Yaşamın herhangi bir döneminde fiziksel şiddete maruz kaldığını belirten kadınların en az olduğu bölge %26,8 ile Doğu Karadeniz bölgesidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki kadın milletvekili oranı 1935 yılında %4,5 iken, 80 yıl sonra 2015 yılında bu oran %14,7'ye yükselmiştir. Ülke karşılaştırmalarına bakıldığında, Avrupa’da 2014 yılında kadın milletvekili oranının en yüksek olduğu ülkeler; %45 ile İsveç ve %42,5 ile Finlandiya’ dır.

Türkiye’de bakan sayısı 2015 yılında 27 olup bunların sadece %7,4’ü kadındır. Ülke karşılaştırmalarına bakıldığında 2013 yılında Avrupa’da kadın bakan oranının en yüksek olduğu ülkeler; %54,2 ile İsveç ve %50 ile Norveç’ dır.

Ülkemizde belediye başkanı kadın oranı 2009 yılında %0,9 iken, 2014 yılında %2,9’ dur. Belediye meclisi üyesi kadın oranı ise 2009 yılında %4,2 iken bu oran 2014 yılında %10,7’ye yükselmiştir.

Ülkemizde ve Türkî cumhuriyetlerinde,  kadınlara karşı ayrımcılığı önlemek, kadının temel hak kavramı çerçevesinde haklarını korumak ve geliştirmek, kadınların toplumsal hayatın tüm alanlarında hak, fırsat ve imkânlardan adil  ve eşit biçimde yararlanmalarını sağlamak üzere; ulusal politika ve stratejilerin belirlenmesini koordine etmek, kadınlara yönelik sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerini yürütmek, bu alanda ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile gönüllü kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak önemli bir husustur.

Engellilik;

Türkiye’de, 2011 Nüfus ve  Konut Araştırması sonuçlarına göre; görme, duyma, konuşma, yürüme, merdiven çıkma veya inme, bir şey taşıma veya tutma ve yaşıtlarına göre öğrenme, basit dört işlem yapma, hatırlama veya dikkatini toplama fonksiyonlarından en az birinde çok zorlandığını veya hiç yapamadığını belirten kişi sayısı 4 milyon 882 bin 841’dir. Diğer bir ifadeyle 2011 yılında toplam nüfusun %6,6’sının en az bir engeli vardır.

En az bir fonksiyonda zorluk yaşadığını veya hiç yapamadığını belirtenlerin %42,8’i erkek, %57,2’si ise kadındır.

En az bir engeli olanların yaş grubu ve cinsiyete göre dağılımına bakıldığında, ileri yaşlardaki kadınlarda, aynı yaş grubundaki erkeklere göre en az bir engeli olanların oranının daha fazla olduğu görülmektedir.

Kadınlarda, 65-69 yaş grubunda en az bir fonksiyonu yerine getirirken çok zorlandığını veya hiç yapamadığını belirtenlerin oranı bu yaş grubundaki toplam kadın nüfusta %27,2 iken, erkeklerde bu oran %18,3’tür. Kadınlarda 70-74 yaş grubunda en az bir engeli olanların oranı %36,3 iken aynı yaş grubundaki erkeklerde bu oran %26,3’tür.

İleri yaşlardaki kadın ve erkekler arasındaki bu fark 75 ve daha yukarı yaş grubunda da belirgindir. Erkeklerde 75 ve daha yukarı yaş grubunda engelli nüfus oranı %40,9 iken, kadınlarda bu oran %50,3’tür.

Bir şeyler taşıma veya tutmada çok zorlandığını veya hiç yapamadığını belirtenlerin (3 ve daha yukarı yaş) oranı %4,1’dir. Bu oran erkeklerde, %3,2, kadınlarda ise %5,1’dir.


Yürüme, merdiven çıkma ve inmede zorluk yaşadığını veya hiç yapamadığını beyan edenlerin (3 ve daha yukarı yaş) oranı %3,3’tür. Erkeklerde %2,4 olan bu oran kadınlarda daha yüksektir (%4,1).

Yaşıtlarına göre yeni bilgi ve becerileri öğrenmede (okuma ve yazma, hesaplama, basit problemleri çözme vb.), yakın zamanlarda yaşanan olayları ve buna ilişkin zamanları hatırlamada ve dikkatini toplamada çok zorlandığını veya hiç yapamadığını beyan eden nüfusun (3 ve daha yukarı yaş) oranı %2’dir. Bu oran erkeklerde %1,6 iken kadınlarda %2,4’tür.

Gözlük veya lens kullandıkları halde görmede zorluk yaşadığını veya hiç göremediğini beyan edenlerin oranı %1,4’tür. Görmede güçlük çekenlerin oranı erkelerde %1,3 iken kadınlarda %1,5’tir.

İşitme cihazı/implant kullanıyor olmasına rağmen duymada çok zorlanan veya hiç duyamayan nüfusun oranı %1,1’dir. Bu oran erkeklerde %1,1 iken, kadınlarda %1,2’dir.


Konuşma bozukluğu, tutukluk, kekemelik gibi nedenlerden dolayı konuşma güçlüğü çeken nüfusun (3 ve daha yukarı yaş) oranı %0,7’dir.

Konuşmada zorluk çekenlerin oranı erkeklerde %0,8, kadınlarda ise %0,6’dır.

En az bir fonksiyonu yerine getirmede zorluk yaşayan ve okuma yazma bilmeyen nüfusun (6 ve daha yukarı yaş) oranı toplamda %23,3, erkeklerde %10,9 ve kadınlarda %32,4’tür. Bu oran aynı araştırma sonuçlarına göre tüm nüfus için toplamda %4,5, erkeklerde %1,4 ve kadınlarda %7,6’dır.

En az bir engeli olup, yükseköğretim mezunu olanların oranı erkeklerde %4, kadınlarda ise %1,5’tir. Tüm nüfusta bu oran erkekler için %12,1 iken kadınlarda %8,5’tir.

Nüfusun geneli için işgücüne katılım oranı %47,5 iken, en az bir engeli olan nüfusta bu oran %22,1’dir. En az bir fonksiyonu gerçekleştirmede zorluk yaşayan nüfusun (15 ve daha yukarı yaş) işgücüne katılım oranı erkeklerde %35,4, kadınlarda ise %12,5’tir. Tüm nüfusta işgücüne katılma oranı erkeklerde %69,2 iken, kadınlarda ise %25,9'dur. Diğer bir ifadeyle engelli nüfusun işgücüne katılım oranı tüm nüfusun katılım oranının yarısı kadardır.

Nüfus ve Konut Araştırması, 2011 sonuçlarına göre tüm nüfustaki işsizlik oranı %7,9 iken, engelli nüfusta bu oran %8,8’dir.

Ülkemizde ve Türkî cumhuriyetlerinde,  Engellilerin her türlü engel, ihmal ve dışlanmaya  karşı toplumsal hayata ayrımcılığa uğramadan ve etkin biçimde katılmalarını sağlamak üzere; ulusal politika ve stratejilerin belirlenmesini koordine etmek, engellilere ve yaşlılara yönelik sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerini yürüterek, bu alanda ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör ve gönüllü kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonun sağlanması temel insan hakları bakımından önemli olarak görülmektedir.

Yaşlılık;

Dünya'daki yaşlı nüfusun şaşırtıcı bir şeklide arttığı görülmektedir. Geçen 10 yılda (2005-2015) Dünya’da 60 yaş üzerindeki insanların sayısı 178 milyon artmıştır. Yalnızca Çin’de 2015 yılında yaşlı bireylerin sayısı 200 milyondur. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonunun yayınladığı bu son rapora göre; 2015 yılında dünya genelinde bölgeler göre ağırlıklı olarak yaşlı nüfus oranı % 0-9 ya da %10-19 arasında değişmekte iken; 2050 yılında bu oranın bölgeler arası farklılıklar olsa da ağırlıklı olarak % 30‟a kadar ulaşacağı görülmektedir.

Dünya genelinde, yarım yüzyıl önce insanların büyük çoğunluğu 50 yaşından önce ölürken 2015 yılındaki doğumdaki ortalama yaşam beklentisi 78 yıla ulaşmıştır. 2015 yılı verilerine göre dünyadaki 60 yaşın üzerindeki insan sayısı 750 milyona yükselerek dünya nüfusunun %10’a yükselmiştir. Bu sayının 2025 yılında 1,2 milyara, 2050 yılına kadar 2 milyara ulaşması beklenmektedir.

2015 yılı verilerine göre yaşlı (65+) nüfus oranı; Dünya ortalaması: 8,5, Avrupa Birliği Ortalaması: 17,60, Türkiye ortalaması: 8,2’ dır.

Dünya nüfusunun 2015 yılında %8,5’ini yaşlı nüfus oluşturmaktadır. En yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilk üç ülke sırasıyla %30,4 ile Monako, %26,6 ile Japonya ve %21,5 ile Almanya’ dır. Türkiye bu sıralamada 167 ülke arasında 66. sırada yer almaktadır.

Türkiye’ de yaşlı nüfus (65 +) sayısı; 2015 yılında 6,5 milyon iken, 2023’te 8,6 milyon, 2050’de 19,5 milyona, 2075’te ise 24,7 milyona, yaşlı nüfusun toplam nüfusa oranı ise; 2015 yılında %8,2 iken, 2023’te %10,2, 2050’de %20,8’e, 2075’te %27,7’ye yükseleceği öngörülmektedir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı 131 Huzurevinde 12.202, Bakanlık harici 219 yaşlı bakım kuruluşunda ise 11.084 yaşlının halen bakımı sağlanmaktadır. Bakanlığımız huzurevlerinde kalanlardan 7.861 yaşlı ücretli, 4.341 yaşlı ise ücretsiz bakım hizmeti almaktadır. Resmi huzurevlerine girmek için 7.550 yaşlı sırada beklemektedir. Resmi huzurevlerinde 1.907 kadrolu ve 5.617 hizmet alımı olmak üzere toplam 7.524 personel görev yapmaktadır. 154 kapasiteli 40 yaşlı yaşam evi hizmet vermekte olup aktif olarak 154 yaşlı bu mekanlarda bakım hizmeti almaktadır. 2015 yılında 8 adet yaşlı bakım kuruluşu hizmete açılmıştır.

Ülkemizde ve Türkî cumhuriyetlerinde, yaşlılığa bakış açısının geleneksel değerler çerçevesinde saygı duyma ve koruma boyutundan daha ileri seviyelere götürülerek, aktif yaşlanma bilincinin yaygınlaştırılması önem arz etmektedir. Yapılacak çalışmalar ile bu konuya dikkat çekilmesi, kamu, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının da katkılarıyla bilimsel düzeyde yaşlılığa yeni bir bakış açısının geliştirilmesi için bilimsel düzeyde çalışma yapılması gerekmektedir.

4. Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu

 

a) Bitkisel ve Hayvansal Üretim Çalışma Grubu

Tarım, gelişmişlik düzeyine bakılmaksızın bütün ülkeler için hayati öneme sahip, vazgeçilemez, stratejik ve hassas bir sektördür. Toplumun artan ve çeşitlenen gıda maddeleri talebinin karşılanmasına ek olarak, gıda, dokuma, deri ve ilaç gibi tarıma dayalı sanayiler ile istihdama ve ihracata olan önemli katkısı, tarıma girdi veren sanayilere pazar olması, biyolojik çeşitlilik ve çevreyle olan ilişkileri, tarımın pek çok açıdan öncelikli sektör olarak ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.  Milli gelire önemli katkıları yanında, genellikle toplumun gelir düzeyi en düşük kesiminin üretici olarak yer aldığı ve geçimini sağladığı tarım, ürünleri itibarıyla hayatı devam ettirmenin en önemli kaynağıdır. 

Bilimin ve ileri teknolojinin insan ve toplum hayatının her alanına girdiği, hayat standardının ve yaşama kalitesinin yükseltilmeye çalışıldığı günümüzde; beslenme başta olmak üzere pek çok ihtiyacı karşılayan tarımı, aklın, bilimin ve teknolojinin sağlayabileceği katkılardan mahrum etmek düşünülemez.

Ülkemizin ekonomisi, sosyal dokusu, nüfus yapısı, coğrafyası, jeopolitik konumu ve yapısal sorunları ile tarımın sağlayabildikleri bir arada düşünüldüğünde sektörün Türkiye için önemi ve vazgeçilmezliği daha kolay anlaşılabilir.

Bugün için, hızlı sayılabilecek düzeyde artan dünya nüfusuna karşılık, tarım topraklarının sınırlı olmasının yanında amaç dışı kullanımın artması, doğal dengenin bozulması ve doğal kaynakların süratle tüketilmesi, yetersiz ve dengesiz beslenmenin dünyanın en önemli problemlerinden biri olmasına yol açmıştır.

 

Bitkisel Ürünler

Tarımsal üretimin iki temel unsurundan biri bitkisel üretimdir. Toplam 23,5 milyon hektarlık ekim-dikim alanı ile bitkisel üretim, ülkemizde kullanılabilir araziler arasında en büyük paya sahiptir. Ülkemizin sahip olduğu eko-coğrafik zenginliklerin tanıdığı imkanlar yetiştirilebilecek bitki türü sayısını diğer ülkelerle kıyaslanmayacak kadar yükseltmektedir. Bugün ülkemizde yaklaşık 80 bitki türünün ekonomik büyüklükte üretimi yapılmaktadır.

Teknolojinin ve teknoloji ürünlerinin özellikle son on yılda bitkisel üretime daha süratle uygulanmaya başlanmış olması verim ve üretim artışında büyük etkiler meydana getirmiştir.

Bitkisel üretimin temel sorunları; verimlilik, pazarlama ve standardizasyonun eksikliği olarak ortaya çıkmaktadır.  Bu sorunlar üzerine odaklanmamış çözüm gayretleri sonuç üretmekten uzak kalacaktır.

Tarım alanlarının, nadas alanları dahil, %86,7’si tarla tarımı amaçlı kullanılmaktadır. Tarla alanlarının %75'ini tahıllar, %8,5'ini baklagiller, %7,5’ini yağ bitkileri, %7,4’ünü endüstri bitkileri oluşturmaktadır. Tarla tarımı ekiliş alanının yaklaşık %2'si ise yumrulu  bitkilere ayrılmaktadır. 

Nadas alanları, 1980’li yıllarda uygulanan Nadas Alanlarının Daraltılması Projesinin olumlu sonuçları neticesinde 8 milyon hektardan beş milyon hektar seviyelerine inmiştir. Nadas alanları bu seviyede bir istikrar yakalamıştır. Nadas alanlarının daraltılmasıyla ortaya çıkan alanlar ise başta nohut, mercimek ve fiğ olmak üzere baklagiller, yem bitkileri, arpa, tütün ve soya ekilişine kaymıştır.

Ekiliş alanlarından en büyük payı tahıllarda buğday, baklagillerde nohut, endüstri ve yağ bitkilerinde pamuk, yumrulu bitkilerde ise patates almaktadır. Buğday ekiliş alanlarında son yirmi yılda önemli bir değişiklik olmaz iken, arpa ekiliş alanlarında kısmi bir artış vardır. Çeltik ekiliş alanları ise az da olsa artma eğilimindedir. Nadas alanlarının daraltılması 1980 sonları ve 1990 başlarında Türkiye’yi dünya baklagil lideri durumuna getirmesine rağmen, bu ivme korunamamış, istikrar sağlanamamıştır.

Son yıllarda yeniden kurgulanan genel ekonomi ve tarım politikalarıyla tütün ve şeker pancarı ekilişlerine sınırlamalar getirilmiştir. Bu iki ürünün ekilişlerindeki azalışlar devam edecek gibi görünmektedir. Pamuk ekiliş alanları yıllar itibariyle dalgalanmalara maruz kalsa da, günümüzde 650 bin hektar seviyelerindedir. Zira ayçiçeği ekilişi de aynı seviyelerde seyretmektedir. Patates ekilişi 200 bin hektar, kuru soğan ise son beş yılda azalarak 80 bin hektar seviyelerinde ekiliş alanı bulmuştur.

Karadeniz bölgesinde Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun illerini de içeren 767.000 dekar alanda çay tarımı yapılmaktadır. Özellikle Rize ilinde, çay tarımı, tarıma elverişli alanların %98’ini kapsamaktadır.

 

Hayvansal Üretim

 

Tarımsal üretim insanlığın en önemli ve değerli buluşlarındandır. Tarımın ana dallarından birisi olan hayvansal üretimi de bu kapsamda değerlendirmek mümkündür. İnsanlar, yeryüzünde yaratıldıkları zamandan beri hayvanlarla ilgilerini muhafaza etmişler, onlardan faydalanmaya çalışmışlardır. Bu faydalanma şekli, avcılık döneminde sadece avladıkları hayvanların etini yemek ve derisini örtünmekten ibaretken; günümüzde hayvanlardan daha başka şekillerde de faydalanma imkanları elde edilmiş, faydalanma şekli arttıkça;  hayvanın insan hayatındaki ve ülke ekonomisindeki yeri de daha fazla önem kazanmıştır. Hayvancılığın ülke ekonomisi içindeki çeşitli yönlerden fonksiyonları; önemli gıda maddeleri kaynağı, ilaç ve giyim eşyalarının ham maddesi, ülkenin önemli döviz kaynağı ve spor-binicilik vasıtası olması şeklinde sıralanabilir.

İnsanlık kadar eski sayılabilecek hayvansal üretim, insan ve insan topluluklarının gelişimi yanında iklim, doğal yapı, genel ekonomik şartlar gibi pek çok unsura bağlı olarak değişiklikler gösterebilmektedir. Yapılması gereken, bu faktörleri ve bunlarda meydana gelen değişimi değerlendirip yönetecek dinamik bir yapı kurarak, ihraç edilecek ürünler de dahil, ülkenin ihtiyaçlarını, en uygun şartlarda karşılamaktır.

Hayvansal ürünler denildiğinde sadece et, süt ve yumurta gibi temel gıda maddeleri anlaşılmamalıdır. Deri, yün, tiftik, kürk, ipek gibi hayvansal ürünler insanların giyinme başta olmak üzere pek çok ihtiyacını karşılamıştır ve karşılamaktadır. Hem bu ürünler, hem de bundan önce sayılanlar aynı zamanda sanayi hammaddesidirler. Bir başka ifadeyle hayvansal üretim birçok sanayiye hammadde sağlamaktadır. Bu husus, hayvansal ürünlerin, sadece üretim değil, işleme aşamasında da yatırım ve istihdama katkı sağladığı şeklinde değerlendirilebilir.

Gıda maddesi olarak kullanılan hayvansal ürünlerin üretiminde, insanlar tarafından doğrudan tüketilmeyen bitkisel ürünler önemli bir yer tutmaktadır. Bu sayede, insanların doğrudan değerlendiremediği veya değerlendirmediği kaynaklar daha yarayışlı hale getirilebilmektedir. Özellikle üretim sürecinde otlak ve meralar ile bitkisel üretim ve işleme sanayilerinin yan ürünlerini geniş ölçüde kullanan hayvancılık dalları için bu durum oldukça belirgindir.

Günümüz dünyasında, açlık çok önemli ve yaygın bir sorundur. Maalesef git gide büyüyen bu insanlık ayıbının ortadan kaldırılmasına savaşların önlenmesi, gelir dağılımın daha düzgün hale getirilmesi gibi temel çözümler yanında gıda maddeleri üretiminin artırılmasının da önemli katkısı olacaktır. Besleyici nitelikleri, çok farklı formlarda saklanabilmeleri ve değişik coğrafyalarda üretilebilmeleri nedeniyle, açlıkla mücadelede hayvansal ürünlerin önemli bir yeri vardır. Kendisini insana sorumlu hisseden yönetim anlayışı ve yöneticilerin açlık felaketinin ortadan kaldırılması çabaları arasında hayvansal ürünlere önemli bir yer vermeleri beklenir.

Hayvansal üretim, üretim sürecinde yeterince özen gösterilmezse çevreye zarar verebilir. Fakat gerekli düzenlemeler yapılırsa, çevrenin korunması ve toprağın iyileştirilmesine de yardımcı olur. Hayvancılığın bu yanı sürdürülebilir tarımsal üretim açısından özellikle dikkate alınmalıdır.

Hayvan ve hayvansal ürünlerin dünya ticaretinde de önemli bir yeri vardır. Hayvansal üretime dayalı ticaret yelpazesinin bir ucunda hayvan, et, süt, yumurta gibi ürünler; diğer yanında da yem ve yem hammaddeleri ile aşı, ilaç, alet, ekipman gibi unsurlar olduğu düşünülürse, ticarete konu olabilecek malların çeşitliliği de anlaşılmış olur. Hayvancılık eksenli ticaretin ülkelerin birbirlerine uzaklığı veya yakınlığı ile ilişkisi iyice azalmıştır. Türkiye Avustralya veya ABD’den canlı hayvan alabilmekte, Brezilya da Rusya’ya tavuk eti satabilmektedir. Kısaca uygun şartlar yaratılabilirse, hayvan ve hayvansal ürünler ile hayvancılıkla ilgili diğer üretim unsurları dünyanın hemen her tarafında ve her zaman pazarlanabilecek ürünlerdir.

Hayvansal üretimin doğaya ve insanlığa katkısı yanında hayvancılık yapan işletmeye özel katkılarından da söz etmek gerekir. Bu husus özellikle Türkiye için tarımsal üretimin niteliği ve işletmelerin yapısı açısından oldukça önemlidir. Çünkü Türkiye’de tarımsal faaliyette bulunan ailelerin çok büyük bir bölümünün uygulamakta olduğu üretim sistemi ile olması gereken arasında önemli farklılıklar vardır. İşletmelerin gelir kaybına yol açan bu sorunun çözülmesi,  yani uygun üretim sistemine geçilmesinin şartlarından birisi, işletmelerin aktif sermaye varlığının artırılmasıdır. Bir başka ifadeyle, bu işletmeler uygun yönde değişimi sağlayacak paraya sahip kılınmadan üretim sistemine ilişkin değişiklikler yapılamaz. İşletmenin ihtiyacı olan paranın karşılanma yollarından biri kredi temin etmek ise, bir diğeri de işletme kazancının hızla yükseltilmesidir. İşte bu noktada hayvancılık, işletmelerin iç dinamiklerini harekete geçirerek sermaye birikimi sağlanmasına katkı sağlayacak bir unsur olarak ele alınmalıdır. Tarımsal faaliyette bulunan ailelerin büyük bir kısmının bitkisel ve hayvansal üretimi bir arada yaptığı düşünülürse, bu konuda sağlanacak gelişme ülkenin toplam tarımsal üretimine de olumlu katkı yapacaktır. Kısaca hayvancılık, tarım işletmelerinde üretim sisteminin daha iyiye taşınması için gerekli sermayenin hızla edinilmesine imkan yaratan önemli bir üretim dalı olarak da değerlendirilmelidir.  Buna ek olarak, hayvansal üretimin yıl içerisinde hemen her dönem nakit sağlama potansiyeli, işletmelerin acil nakit ihtiyacı ve sürekli nakit akışının karşılanmasına da yardımcı olur.

Kırsal kesimde yaşayan insanların daha iyi ve doğru beslenmelerine hayvansal üretimin önemli katkısı vardır.

b) Kırsal Kalkınma Çalışma Grubu

KIRSAL KALKINMA

Ülkemizde kalkınma girişimleri, 1970'li yılların ikinci yarısından itibaren "kırsal kalkınma" olarak kavramsallaştırılmış olup, Kırsal Kalkınma, ekonomik ve sosyal sektörleri ilgilendiren yeni bir politika alanı olmuştur.

Kırsal kalkınma politikasının temel amacı, kırsal kesimdeki asgari refah düzeyinin ülke ortalamasına yaklaştırılması için, kırsal toplumun iş ve yaşam koşullarının kentsel alanlarla uyumlu olarak kendi yöresinde geliştirilmesi ve sürdürülebilir kılınmasıdır.

Aslında “Kırsal Kalkınma” bir süreçtir. Kırsal kalkınma en genel tanımıyla, kırsal alanda yaşayan fertlerin ekonomik ve sosyal refahı ile yaşam kalitesini artırma sürecidir.

Ülkemizin Ulusal Kırsal Kalkınma Politikalarının belirlendiği strateji belgeleri;

  • Onuncu Kalkınma Planı ( 2014- 2018 ) ve,

AB Uyum Süreci hazırlıkları kapsamında

  • Ulusal Kırsal Kalkınma Strateji Belgesi – I ( 2007- 2013)

  • Ulusal Kırsal Kalkınma Strateji Belgesi – II ( 2014- 2020) dir.

Bu Strateji Belgeleri temel alınmak suretiyle, kırsal kalkınma politikaları uygulamaları konusunda iki temel doküman hazırlanmaktadır.

Bunlar;

1. AB Katılım Öncesi Mali Yardım Aracının (IPA) tarım ve kırsal kalkınma bileşeni kapsamında tahsis edilen fonların kullanımını düzenleyen Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı Kırsal Kalkınma (IPARD) programıdır.

2. İkincisi ise Ulusal bütçeden kırsal kalkınmaya tahsis edilen kaynaklarla yürütülen faaliyetleri gösteren Kırsal Kalkınma Planıdır.

 

Hazırlanan 2014-2018 yıllarını kapsamaktadır.

 

Kırsal Kalkınma Eylem Planında yer alan 91adet faaliyetin (proje) 30 adedi Bakanlığımızca gerçekleştirilecek olup, diğer faaliyetler 16 ayrı Bakanlık ve diğer kamu Kurum ve Kuruluşlarını ilgilendirmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere, Kırsal Kalkınma, sadece Bakanlığımızı ilgilendiren ya da Bakanlığımızın sorumlu olduğu bir faaliyet alanı değildir. Ancak tarım sektörü, üretim ve istihdam faaliyetleri bakımından kırsal ekonominin omurgasını oluşturmaktadır.

 

Bilindiği üzere Avrupa Birliği tarafından aday ülkelere katılım sürecinde yapılan mevzuat uyum çalışmalarına destek amacıyla “Katılım Öncesi Yardım Aracı- İPA” geliştirilmiştir. İPA kapsamındaki Kırsal Kalkınma Politika alanı için İPARD programının hazırlanması görevi, 5468 Saylı TKKDK Kuruluş ve görevleri hakkında Kanunun 17. Maddesi gereğince, Bakanlığımıza verilmiştir.  Ayrıca Kanun aynı maddesinde Kırsal Kalkınma Programının (İPARD) Yüksek Planlama Kurulunun onayı ile yürürlüğe konulacağı belirtilmiştir.

 

Diğer taraftan, Kanunun 16. Maddesinde ise, Kırsal Kalkınma için sağlanan mali kaynakların programlanması, kullanılması  ve mali yönetime ilişkin usul ve esasların Avrupa Birliği ile imzalanan anlaşmalar çerçevesinde belirlendiği hükmü yer almaktadır.

 

Bu çerçevede AB yardımlarına yönelik hazırlanan 2014-2020 Kırsal Kalkınma (İPARD- II) programı Avrupa Birliği Komisyonunun 27. Ocak 2015 tarihli C(2015)337 sayılı Kararı ile kabul edilmiştir.

 

Haziran 2015 tarihi itibariyle bu program YPK nın onayına sunulmuştur.

KIRSAL KALKINMA EYLEM PLANI (2014-2018) BAKANLIKLARIN PROJE SAYISI

Onuncu Kalkınma Planının (2014-2018) yıllık uygulama programlarından ilki olan 2014 yılı programının ilgili hükümleri gereğince,

2012/23 sayılı Başbakanlık Genelgesine göre oluşturulan Kırsal Kalkınma Planı İzleme Komitesi kararı doğrultusunda Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı Koordinasyonunda ve Kalkınma Bakanlığının teknik desteğinde hazırlanan Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi (2014-2020); Yüksek Planlama Kurulu’nun (YPK) 31 Aralık 2014 tarih ve 2014/45 Sayılı Kararı ile kabul edilmiştir. UKKS(2014-2020) 21.02.2015 tarih ve 29274 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

UKKS (2014-2020) gereğince taslak Kırsal Kalkınma Eylem Planı (2014-2018) hazırlık çalışmaları Bakanlığımız koordinasyonunda ve Kalkınma Bakanlığı Teknik desteği ile başlatılmıştır.

Kırsal kalkınma Eylem Planı (2014-2018)’nda 5 stratejik amaç belirlenmiştir. Bu amaçlar kapsamında bütün Bakanlıkların Ülkemiz genelinde kırsala yapmış oldukları projeler dahil edilmiştir. 

Bu Stratejik amaçlar;

1-Kırsal Ekonominin Geliştirilmesi ve İstihdam İmkânlarının arttırılması (KE)

GTHB - 11 proje, 

DAP BKİ – 1 Proje, 

GAP BKİ – 2 Proje, 

KOP BKİ – 1 Proje, 

Kültür Turizm Bak. – 1 proje, 

Milli Eğitim  Bak. – 1 Proje, 

İçişleri Bak. – 1 Proje

2- Kırsal Çevrenin İyileştirilmesi ve Doğal Kaynakların Sürdürülebilirliğinin Sağlanması (KÇ)

GTHB - 12 proje, 

DAP BKİ – 2 Proje, 

GAP BKİ – 1 Proje, 

KOP BKİ – 1 Proje, 

Orman su İşleri Bak. – 7 proje, 

İçişleri Bak. – 1 Proje

3- Kırsal yerleşimlerin Sosyal ve Fiziki Altyapısının Geliştirilmesi (KY)

Gençlik spor Bak. - 1 proje, 

Çevre Şehircilik Bak. – 4 Proje, 

Ulaştırma denizcilik ve Haberleşme Bak. – 2 Proje, 

Enerji ve tabi Kaynaklar Bak. – 1 Proje,

Afed ve acil durum Yönetimi Baş. – 1 proje,

İçişleri Bak. – 6 Proje, 

Türk Patent Enstitüsü – 1 Proje, 

Kültür Turizm Bak. – 2 Proje

4- Kırsal Toplumun Beşeri Sermayesinin Geliştirilmesi ve Yoksulluğun Azaltılması (KT)

DAP BKİ – 1 Proje, 

Sağlık Bak. – 2 Proje, 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bak. – 2 proje,

Milli Eğitim  Bak. – 3 Proje,

Aile ve Sosyal Politikalar  – 2 Proje

5- Yerel Kalkınmaya İlişkin Kurumsal Kapasitesinin Geliştirilmesi (YK)

GTHB - 7 proje, 

DAP BKİ – 2 Proje,

GAP BKİ – 1 Proje,

Kalkınma Bak. – 3 Proje, 

Orman ve Su İşleri Bak. – 1 proje,

Türkiye İstatistik Kurumu – 2 Proje,

İçişleri Bak. – 5 Proje

Bütün Bakanlıkların toplam 91 projesi alınmıştır.

  

Bakanlık İsmi              Proje Sayısı

GTHB                                                          30

KALKINMA BK                                               3

DAP                                                            6

GAP                                                            4

KOP                                                            2

Kültür Turizm Bk.                                          3

MEB                                                            4

İÇ İŞLERİ BK                                                 13

ORMAN VE SU İŞLERİ BK                                 8

GENÇLİK SPOR BK                                          1

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BK                                 4

ULAŞTIRMA DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BK       2

ENERJİ TABİİ KAYNAKLAR BK                            1

AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BŞ.                  1

TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ                                1

SAĞLIK BK                                                    2

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BK                    2

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR                           2

TÜİK                                                            2

TOPLAM                                                      91

 

 

Kurumsal Karbon Ayakizi

Kurumsal karbon ayak izi, bir kurumun bütün faaliyetleri sonucunda atmosfere salınan ve iklim değişikliğine sebep olan sera gazlarının ( Metan CH4, Karbondioksit CO2, Azot Oksitler N2O, Kloroflourkarbon Gazlar (CFC-H), OzonO3,Su Buhar ) karbondioksit eşdeğeri olarak ton karbondioksit eşdeğeri  tCO2eq) cinsinden ifade edilir. Bir kurumun karbon ayak izi hesaplanırken, kurumun bütün faaliyetleri esnasında tüketilen fosil yakıtlar, hammaddeler, atıklar, ulaşım, yiyecek ve içecek tüketimi, v.b. gibi emisyon kaynakları dikkate alınmaktadır.

c) Gıda Çalışma Grubu

d) Orman İşleri Çalışma Grubu

 

e) Su ürünleri Çalışma Grubu

 TİGEM RAPORU için Tıklayınız >>

5. Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu

a) Sanayi Çalışma Grubu

b) Ticaret Çalışma Grubu

c) Enerji Çalışma Grubu

d) Tabii Kaynaklar Çalışma Grubu

e) Bilgi ve Teknoloji Çalışma Grubu

6. Çevre Komisyonu

7. Adalet Komisyonu

Benzer çalışma grupları Genel Merkezin bilgisi dahilinde sürekli olarak çalışırlar.

Değişik çalışma grupları tarafından geliştirilen politikaların birbirleri ile uyumlarını sağlamak, Dernek söyleminin tutarlılığını gözetmek ve politika eşgüdümü için  çalışma grubu da sürekli olarak faaliyet gösterir.

Bu çalışma gruplarının alt grupları veya başka çalışma grupları Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı’nın kararı ile geçici olarak oluşturulur. Bu grupların çalışmaları sonucunda hazırladıkları raporlar Genel Merkez yönetimince değerlendirilir. Dernek programına, bildirgelerine, uygulama politikalarına ve dernek amaç ve politikalarına uygun söylemlere ilişkin raporlar kataloglanır ve gerek Genel Merkez’de, gerekse derneğin Türk Dünyası için yapacağı eğitim çalışmalarında kullanılacak biçimde değerlendirilir.

 

SEKRETARYA ve PERSONEL

Çalışmaların sekretarya ve büro hizmetleri Genel Merkezce sağlanır ve giderleri karşılanır. Uygun koşullarda profesyonel olarak çalışmak üzere özel birim ve bölümler oluşturulur. Çalışmaların verimliliğini artırmak için tam ve/veya yarı zamanlı uzmanlar ve danışmanlar çalıştırılabilir.

 

ÖRNEK UYGULAMA ALANLARI

Sempozyumlar;

Engelli, Yaşlı, kadın, çocuk, sosyal hizmetler, sosyal yardımlar, aile ve toplum ile ilgili hususlar ile ilgili olarak sunulan hizmet kalitesinin arttırılması, her iki ülkede kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler ile iletişimin arttırılması ve yapılandırılması  ile nitelikli hizmet ve projelerin yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla belirlenecek yerlerde ve alanlarda sempozyum düzenlenebilir.

 

Sivil Toplum Kuruluşları Arasında Tecrübe Değişimi Programları

Her iki ülkedeki veya belirlenecek ülkelerdeki sivil toplum kurumu temsilcilerine yönelik olarak Türkiye’ nin ve belirlenecek ülkelerin belirli alanlarındaki faaliyetleri hakkında  faaliyet alanlarının ve deneyimlerinin paylaşıldığı ve ilgili kurumların faaliyetlerinin yerinde  tanıtılması, tecrübe paylaşımı ve olası işbirliği imkânlarının müzakere edilmesi amacıyla bir inceleme gezisi organize edilebilir.

BASKAN.jpg
bottom of page